21 Şubat 2016 Pazar

27. Gün (08 Eylül 2014) Pazartesi

Acemiliği atlayıp ustabirliğini anlatacağım.

Uzun Köprü de bizi mezarlar karşıladı. Yıkılmış, yeni yapılmış ve eskimiş mezarlar. Çok küçük bir ilçe Uzun Köprü. Esnafları kalifiye değil, yemekleri temiz değil. Unutulmuş, eskimiş ve sevilmemiş bir ilçe. Uzun Köprüyü ilk duyduğumda çok güzel bir yermiş gibi hayal etmiştim. belkide hayal kırıklığım bu yüzden. İlçe köprünün başlangıcından yukarıya doğru genişlemiş. Ne köprünün altından akan bir çay var ne de tarihe sahip çıkılmış. Can İz'le birlikte elimizdekilerle yürürken bir caminin tuvaletini kullanmak için durduk. Caminin çıkışındaki ankesörlü telefonlarla konuşup ailemize haber verdik. Cami ilçeyle aynı yaşta yani 1444 yılında yapılmış. Ancak bi ara yıkılmış olacak ki 1600 lü yıllarda onarılmış bu onarımda kubbesinin yerine kiremit çatı yapılmış.

Oradan çıktıktan sonra alt sokağındaki "Börek Evi" ne gidip kahvaltı yaptık. Bize "Can Tertip"'e gidip eşyalarımızı bırakmamızı söyledi. eşyaları bıraktıktan sonra uzun köprüyü görmeye gittik. Tekrar hayal kırıklığına uğradık çünkü terk edilmiş bir varoş gibiydi.Tek tük üzerinden geçen araçlar, kurumuş çaydan kalan az miktar su birikintisi ve bataklaşan yerler. Köprünün sağ tarafında bulunan bir park vardı oraya geçip oturduk. Bir kaç dakika sonra 4 adam ellerinde kavun ve rakıyla yanımızda bir banka oturdular. birer parça kavun ikram ettiler bize. rakılar çay bardaklarına dökülmeden çoktan çeneleri düşmüş ve koyu bir muhabbete başlamışlardı. Sanki sürekli kafaları iyi gibiydiler. Can İz'in kulaklarında bir sorun vardı, az duyduğunu söylüyordu. Biz de hastaneye gittik, muayene oldu. İlaç verdiler ve bizde bir şeyler yemeye ciğerciye gittik ama ne tadı güzeldi ne de görüntüsü, üstelik içinde de pişmiş bir kara sinek vardı.

Eşyalarımızı alıp bir taksiyle birliğimize gittik, Yüzey taraması yapıldı girişte ve bir onbaşı tarafından bataryamıza getirildik. Hepsi temiz insanlar toplam 24 kişiydiler yeni gelen kısa dönemlerle 29 oldular. Koğuşta toplam 32 yatak var. Normalde bir kişinin daha gelmesi lazım ama hala gelmedi. Bataryada eski kısa dönemlerden bir kişi var. Komutan bizimle ilgilenmesi için onu görevlendirdi. Yataklarımızı ve dolaplarımızı koğuşçu İskender ayarladı. İşini iyi yapan birisi, bizimle de çok ilgilendi. Yapması gereken bu belki ama duyduğuma göre yapması gerektiğinin %30 unu falan yapıyormuş. İlk geldiğinde çok ezmişler.

2 Nisan 2015 Perşembe

5. Gün (17 Ağustos 2014)

Gece koğuş nöbeti için 02:00 'da bizden önceki nöbetçiler tarafından uyandırıldım ve sol gözüm şişmişti. nöbet 1 saat sürüyordu ve ben 5 dakika da bir koğuşa girip herkesi kontrol ettikten sonra koridorda bekliyordum. Sabah duş vardı ve duşa gitmeyi düşünüyordum ama hava hem soğuktu hemde çok uykusuzdum. Nöbeti devredip tekrar yatağa döndüm ve sabah kalktığımda gözüm daha da şişmişti. Kahvaltıdan sonra revire gittim. Revir kapalıydı ve acile gittim, orada da benim gibi revir kapalı olduğu için gelenler vardı. Üzerinde sivilleri olmayan askere "sen neden üzerini değiştirmedin" diye sordu oradaki sivil giyimli doktor olduğunu sonradan anladığım kişi. Askerde ""Hasta var" dedi bizi göstererek. Sivil giyimli doktor da "s*ktir et hastayı" dedi ve asker üzerini değiştirip çıktı gittiler, bizde bölüğe geri döndük.

İçtimaları bugün Gül Ali komutan (küçük enişte) bağladı. Adam o kadar düzgün birisi ki içtimalar 5 dakika bile sürmüyor. Her zaman napacağımızı bilmiyor ve boş boş bekliyorken, Gül Ali komutan olduğu zamanlar her şey kesin ve bir zamanı var. İçtima 8 de deyip 7:45'te neredesiniz siz demiyor, ne zaman olacağını söylediyse o zaman toplanıyoruz. Bir tertip bir düzen oluyor Gül Ali komutan nöbetçiyken. Çok fazla boş vaktim vardı bugün, yorgun ve uykusuzdum ama Cemil'le ve Kadir'le sohbet ettik sürekli.Din'den konuştuk biraz. Selim hoca sürekli hikayeler anlatıyordu. babasının ölümünü, karısını ve bir çok olayla alakalı kısa hikayeleri anlatıp hiç susmuyordu.. Saat 5'e kadar aylak aylak gezdik ve serin bir yer aradık ama akşam bizi yine tören alanına götürdüler.

Tören alanında yoklama alındı ve tekrar bölüklere döndük. Hava çok sıcak olduğu için sürekli terliyorduk. Üzerine duş'da alamadık, gidenler de banyo yapamadan geri geliyorlardı. Bizde 2. kattaki tuvaletin içinde bulunan bir duş kabininde soğuk su ile duş aldık bugün. O buz gibi su ile duş almayı bekleyen bir sürü kişi olduğu için 10 dakika da çıkmak zorunda kaldım. Çok yorgundum ve yat içtiması için koğuşlar bölgesinden yemekhanenin önüne kadar gidiyorduk. Yat içtiması bitince direkt koğuşa gidip uyudum.

4. Gün (16 Ağustos 2014)

Bugün Cumartesi, normalde sabah kalk 05:00 ama hafta sonları sabah kalk 06:00'mış. 06:45 gibi de yemek içtiması için toplandık. 07:00 de yemekhaneye girip yemekten sonra da 07:45 de ne amaçla alındığını anlamadığım bir içtimaya daha girecekmişiz, şimdi onu bekliyoruz Cemil'le. Cemil Rizeli ve çok iyi biri, Onda da sünizit var. Bu ara sürekli birlikte geziyoruz boş zamanlarda. Bir de kimyager Kadir var. Oda çok iyi biri, ileride anılarımı yazacağım insanlar bunlar olacak gibi :). Bu sabah banyoda su varmış ve bazı arkadaşlar duş almışlar. Bizde Cemil'le akşam alalım diye kararlaştırdık. 2 gündür ya su yok ya da su buz gibi bu yüzden baya kötü durumdayız, duş alıp rahatlamaya ihtiyacım var. İçtima 07:45'te yapılmadı ve 08:30'a kadar bekledik, sonra da bizi tören alanına götürdüler. Tören alanına giderken de şunu söyletti başımızdaki komutan,

Kiremitten baca olmaz
Jandarmadan koca olmaz
Alacaksan piyade al
Tük tük vurur hiç yorulmaz

Şu an saat 09:25 ve güneşin altında beklememek için çeşmelerin yanına gidip gölgede oturuyorum. Burada neden toplandık, napacağız, komutanlar da dahil hiç kimse bilmiyor. Birisi bir emir veriyor ve sorgulanmadan yerine getiriliyor. Her şey de birlikte yapılıyor. Bir kişinin çişi gelse mangaca gidiyoruz tuvalete. Hiç bir şeyde mantık yok.

Hiç bir şey yapmadan 3 defa tören alanında toplanıp tekrar gölgelerde beklemeye devam ettik ve saat 12 oldu. Umarım bugün başım ağrımaz. Dün sol gözüm çok ağrıyordu ve bugün çıban gibi bir şey çıktı. 466 kişi aynı anda yürüdüğünde yerdeki tüm toprak havalanıyor ve tozun içinde boğuluyoruz. Siyah botlarımız şu an bembeyaz.

Acemilikte boyu uzun olanlar manga başı oluyor ve manga başı mangadaki herkesten sorumlu oluyor. Şu an hiç bir sorumluluğum olmadığından rahatım. 12:05'te 13:30 da içtima var dediler ama 13:45 de toplandı herkes, 15-20 dakika bekledik ve gelen giden olmadığı için herkes bir köşeye geçip oturdu. 9. bölüktekiler 13:55 te toplanıp 14:00 da içtimalarını aldılar ve dağıldılar. Akşam içtimalarında kamufilajsız alıyorlar üstelik. Belirsizlik çok kötü. Saat 16:49 oldu ve hala bekliyoruz sıcakta...

17:30 da içtima yapılacağı söylendi ve 17:10 da topladılar herkesi. 18:00' a kadar bekledik yemekhanenin önünde, sonra yemek yedik. Merkez kantin her zamanki gibi azına kadar doluydu, 1 kahve ve bir su alıp 8. Bölüğün eğitim alanına gidip yere uzandık. Keşke gitmeseydik, çünkü çoğu kişi duş almış ve geldiğimden beri duş almadım.

Bu gece koğuş nöbeti tutulacak...



3. Gün (15 Ağustos 2014)

Bugün 16 Ağustos, dün migrenim tuttuğu için yazamadım, o yüzden şimdi yazıyorum.

Sabah yine erkenden kalkıp yemek içtimasına gittik, yemekten sonra ağaçların altında uzandım ve 1 saat civarında uyumuşum. Mayışıp kaldım sonrasında da, çünkü çok sıcaktı. Dün'ü tam olarak hatırlayamıyorum ama şöyle bir olay olmuştu, bazı mangalara eksik eşyalar verilmiş onları tamamladılar. Ayakkabılar hariç, üzerine olmayan eşyaların değiştirilmesi için malzemeliğe götürdüler bizi ve güneşin altında 1 saate yakın bekledik. Kaldı ki ben hiç bir eşyamı değiştirmeyecektim ama nereye gidiyorsak mangaca gittiğimiz için bende oradaydım. Sabahki uykudan sonra hafif ağrıyan başım, güneşin altında daha da artmaya başladı. Sürekli bir şeyler içiyordum ama hiç bir işe yaramıyordu. Akşam içtimasından sonra yattım hemen ve sabaha kadar bir kaç kez uyanmama rağmen iyi uyudum.


2. Gün (14 Ağustos 2014)

Gece horlama sesleriyle ve su gibi olmuş yastık nedeniyle sürekli  uyandım. Hele 02:30 daki horlama hiç uyutmadı. Kulağımı kapattım, atış yaparken takmamız için verilen tıkaçları taktım ama nafile. Sonra horlayan arkadaş sustu da öyle uyudum. Sabah 04:45'te uyanıktım ve alarmım çaldı. 5 gibi kalkıp lavoboya gittim, üzerimi değiştirip aşağıya indim. Dünkü susuzluğum devam ediyordu. Kahvaltı da hiç bir şeye benzemeyen bir yumurta, 7-8 zeytin, kibrit kutusundan biraz büyük peynir ve tatsız metal kab'daki çaydı. Doğal olarak kahvaltı hiç bir işe yaramadı, yemekle yememek arasında çok fark yoktu yani. Sonra bavulları ve işe yaramayacak eşyaları bir depoya kaldırdık. Daha sonra da kayıt işlemlerinin tamamlanması için askeriyenin girişindeki ilk beklediğimiz yere gidip bir kaç form doldurduk. Hastalığımız var mı falan gibi sorulardı formdakiler. İşimiz bitince yemek yemeye gittik. Yine pek güzel olmayan bir öğün ile karşı karşıyaydım. Yemeklerin isimleri çok güzeldi ama tadı tuzu yoktu. Yemekten sonra napacağımızı bilmediğimiz için dolaştık ortalıkta.
Bir süre sonra Fotoğraf çekineceğimiz bilgisi geldi ve tekrar bir bekleyiş başladı. Toplu bir fotoğraf ve askeriye de kullanılması için vesikalık çekildik. Fotoğraf işi bitince 6 buçuğa kadar bekledik. Ne yapacağımızı bilmediğimiz için ve her an birisi bir yere göndereceği için bu bekleyişler çok kötüydü. 6 buçukta duş almak için önce koğuşa gidip eşyalarımızı aldık sonra da banyoya gittik. Banyonun önü öyle kalabalıktı ki, yandık dedim. Ancak bir süre bekledikten sonra suyun olmadığı anlaşıldı. Duş almadan geri dönmek zorunda kaldık. Sonra bir Said Nursi taraftarı arkadaşla bir kaç konu konuştuk. Yat içtiması için kamufilajlarımızı giydik ve sayımı bekliyoruz.

14/08/2014
..:..
Perşembe

1. Gün (13 Ağustos 2014)

Ahmet abi sabah 5'te terminalde tanışıp konuştuğum Mevlüt'le beni aldı ve evine götürdü. İlk başta beni merkeze bırakacaktı ama gideceğim bir yer olmadığı için beni de evinde ağırladı. Ahmet abi 83 doğumlu bir kız babası ve jeoloji mühendisi. AFAD'da çalışıyor ve Mevlüt ile facebook grubundan tanışıyorlarmış. Öyle bir ağırladı ki bizi sabahın köründe patates kızartmış, yumurta falan baya bi mahcup olduk. Güneş doğduğunda arabasıyla bizi Burdur'da dolaştırdı. Verdikçe daha çok kazanacağını düşünen insanlardan biri Ahmet abi. Gezdik, çay içtik, bol bol sohbet ettik. Yemekler ısmarladı ve elimizi cebimize hiç sokturmadı. Çok babacan ve yardım severdi bize karşı. Saat 3 gibi yine arabasıyla askerlik şubesine bıraktı bizi.
Mevlütle birlikte girdik içeri ve bekledik bir süre, daha sonra daha da içeride bir yere aldılar bizi. Ellerimizde çanta, kimlik ve sülüslerimizle 20 kişilik mangalara ayırdılar. O kadar çok kişi gelmişti ki o gün her yerde sıra vardı. Daha iğne olmadan elbiselerimizi ve diğer malzemelerimizi almaya gittik. Üstelik ağustos sıcağı bizi kavuruyordu. Ben 3. Tabur 8. Bölük 2. Takım 2. Mangadaydım. 8152 de bana verilen numara. Elbiseler elimizde yatakhaneye gittik, hemen kamufilajları ve botları giydik. Herkes ankesörlünün başındaydı zaten bende hemen ailemle konuştum ve oradan yemekhaneye geçtik. Yemekte etli tel şehriye (biraz güzel), prinç pilavı (güzel ama az), bir de etli türlü (sadece etlerini yedim) vardı. Suları çok boktandı, su demeye bin şahit lazım. Bir de metal bardak ile içince daha da kötü geliyordu. Yemekten sonra iğne vurulmaya gittik. 3 tane iğne vurdular ama iğneler içinde uzun süre bekledik. İğne vurulduktan sonra yat içtimasına yarım saat vardı ve o boş zamanda jilet, parlatıcı ve içecek bir şeyler aldım. Su kalmamıştı. Başka hiç bir yerde de yoktu, susuzluktan ölüyordum.
Sonra yat içtiması yapıldı ve yatakhanelere döndük. Akşam saat 10 gibi tıraş oldum ve dişlerimi fırçaladım. 10 buçuk gibi komutan herkesin yatağına girmesi için uyardı ve şimdi yatıyorum.

13/08/2014
22:45
Çarşamba